Eğitim 128 isimden Narin Güran davasına ilişkin ortak çağrı: “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi yok sayıldı “Adalet duygusunu derinden inciten bu tablo karşısında, yargı süreçlerinde değerlendirmelerin en güçlü ve nesnel delillere dayanmasının hayati önem taşıdığını hatırlatıyor; ilgili kişi ve kurumları sorumluluk almaya davet ediyoruz.” Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Aralarında Hasan Cemal, Oya Baydar, Cengiz Çandar, Ömer Madra, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hüda Kaya, Nurcan Baysal, Murat Özbank, Sevilay Çelenk, Şebnem Korur Fincancı’nın olduğu 128 aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, hukukçu ve siyasetçi, kamuoyunda geniş yankı uyandıran Narin Güran davasına ilişkin ortak bir açıklama yayımladı. NARİN: ÇAĞIN KARANLIK YÜZÜ – 3 Linç haberciliği, kumpas yargısı ve Güranlar 16 Temmuz 2025 NARİN: ÇAĞIN KARANLIK YÜZÜ – 2 Erzincan’da Yüksel ve Enes’le… 15 Temmuz 2025 Açıklamada, soruşturma ve yargılama sürecinde ciddi hukuksuzluklar yaşandığı, adil yargılanma ilkesinin zedelendiği ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılamadığı vurgulandı. Metinde, özellikle delil değerlendirmeleri, dijital verilerin kullanımı ve yargılama sürecindeki eksikliklere dikkat çekilerek, davanın yeniden ve adil bir şekilde ele alınması çağrısı yapıldı. İmzacıların, hem yargı makamlarına hem de kamuoyuna hitap eden açıklamasında, linç kültürünün ve medya baskısının adalet mekanizması üzerindeki etkisine de dikkat çekildi. Açıklamanın tamamı şöyle: “ 21 Ağustos 2024’te kaybolan ve 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın yaşamdan koparılması, hepimizin yüreğinde derin bir yara bırakmıştır. Ancak bu acı olayın ardından yürütülen soruşturma ve kovuşturma süreçleri, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktan ziyade, hukuka aykırılıklar ve hak ihlalleriyle dolu, adil yargılanma hakkını derinden zedeleyen sorunlu bir yargılama pratiğine dönüşmüştür. Olay, ilk gününden itibaren magazinleşmiş ve ağırlıklı olarak reyting kaygısına, dedikoduya, sansasyona teslim olmuş bir televizyon haberciliği ile sosyal medya pratiğine yol açmıştır. Birçok asılsız senaryo üretilmiştir. Söz konusu infialin kışkırttığı linç kültürü, ortada hiçbir somut delil yokken aileyi şeytanlaştırmış ve adil yargılanma imkanını gasp etmiştir. Mahkemeler, hakikati aramak yerine adeta bu linç kültürünün ve gürültünün etkisi altında, vicdanları tatmin etmeyen, somut delillere dayanmayan kararlara imza atmıştır. Narin’in cansız bedeninde tespit edilen ve tıbben cinsel temas ve istismar şüphesine işaret edebilecek nitelikte olan PSA (Prostat Spesifik Antijen) bulgusu, kritik bir veri olmasına rağmen, soruşturma bu konuda yeterince derinleştirilmemiştir. PSA’nın varlığı, bu olayın cinsel istismar boyutunun bulunabileceğine dair güçlü bir ihtimali gündeme getirmektedir. Buna rağmen, bu bulgunun kaynağının ve mahiyetinin belirlenmesi için talep edilen ileri ve kapsamlı analizlerin yapılmamış olması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından ciddi bir eksikliktir. Bu denli hayati bir şüphenin aydınlatılmadan bırakılması hem soruşturmanın bütünlüğünü zedelemiş hem de olası faillerin ve suçun gerçek niteliğinin ortaya çıkarılmasını engellemiştir. Bugün Anayasa Mahkemesi aşamasında bulunan bu davanın en büyük garabetlerinden biri, sanıkların mahkûmiyetine gerekçe yapılan “daraltılmış baz” adı verilen teknik verilerdir. Ülkemizin önde gelen adli bilişim uzmanları, “daraltılmış baz” analizinin literatürde yer almadığını, bilimsel hiçbir karşılığının olmadığını, geçmişe dönük sinyal ölçümleriyle oda oda yer tespiti yapılamayacağını defalarca belirtmiş, bu konuda uzman görüşleri hazırlamışlardır. Ayrıca, sanıkların dijital cihaz incelemelerine yönelik dosyaya sunulan uzman görüşleri kapsamında, iddiaların ve ortaya konan senaryonun gerçek dışı olduğu açıkça anlaşılmıştır. Uzmanlar tarafından yapılan incelemelerde; telefon imaj kayıtları, arka plan internet hareketlilikleri ve adımsayar verileri gibi dijital delillerin, iddia edilen cinayet sa